FRANSA SOMMET DE L'ELEVAGE FUAR İZLENİM (1.Bölüm)

FRANSA SOMMET DE L'ELEVAGE FUAR İZLENİM (1.Bölüm)

Hayvancılık bir meslek değil yaşam biçimidir.

Yani başka başka sektörlerden (benim gibi) insanların Avrupa’da hayvancılık yapması neredeyse mümkün değil. En az üç göbek geriden hayvancı ya da çiftçi olan insanlar bu işleri yapıyorlar. Arazi satmak diye bir şey yok her tarafta emlakçı var ama hiçbir ilanda satılık tarla yazmıyor.
Türkiye’de üçüncü nesil hayvancı ya da çiftçi bulmak neredeyse imkansız. Birkaç tane numunelik örnek var. Türkiye’de çiftçilik ya da hayvancılık yapan insanlar çok az oranda yaptıkları işten gurur duyuyorlar.

Avrupa’daki çiftçiler kazansın ya da kazanmasın yaptıkları işten her zaman gurur duyuyorlar ve yaptıkları işi seviyorlar. Dedelerinden kendilerine kalan miras arazileri ya da çiftlikleri satmak akıllarından dahi geçmiyor.

Aile büyüdükçe farklı işlerle uğraşmak isteyen insanlar çiftlikten uzaklaşıyorlar diğerleri ise yoluna devam ediyor. Arazilerin bölünmesi çiftliklerin bölünmesi gibi bir şey söz konusu değil.

Bir çiftlikte 1900’lü yıllardan bir eski traktöre, yine başka bir çiftlikte 1930,lu yıllardan bir ekipmana rastlayabilirsiniz. Türkiye’de böyle bir şey mümkün değil.

Türkiye’de bir çiftlik on yılda üç defa el değiştirmiş olabiliyor. Avrupa’da kiralık çiftlik diye bir şey zaten yok. Türkiye’de çiftlikler teşvik, destek ve hibelerle kuruluyor sonra kiraya veriliyorlar.

Avrupa’daki satlık çiftlik ilanlarına girerseniz sahibinin çocuğunun zürriyetinin olmadığını bu yüzden yaşlandığı için satıldığını görürsünüz.

Türkiye’de çiftlik ve tarla ilanları bulunan internet sitelerine girip baktığımızda ise binlerce çiftlik ve aracı satlık olarak gözünüze çarpar.

Yoğun olarak fabrika yemi kullanmadıkları için arazi varlıkları ile paralel oranda hayvan mevcuduna sahip oldukları için olası krizler onları çok fazla etkilemiyor. Arasıra kazanmıyor olsalar da beklemeye değer. Beklentileri çok yüksek değil kendilerine göre bir hayat biçimi tarzı benimsemişler.

Hayvanı olupta arazisi olmayan hiçbir çiftlik yok zaten. Böyle bir şeyden bahsettiğimiz zaman bize gülüyorlar böyle bir şeyin olması imkansız gibi tarlası olmayan bir adamın neden hayvancılık yaptığını şaşkınlıkla dinliyorlar.

Hayvanların sadece et ve süt değerleri yok aynı zamanda damızlık değerleri var nesillerden bugüne gelen ırkları koruyor onları ıslah ediyorlar.

Her geçen gün daha iyi bir genetik potansiyele sahip oldukları için dünya çapında alıcı buluyorlar.

Sadece bir boğa sperma için kullanılmak üzere satıldığında 10.000 € (Euro) ile 50.000 € (Euro) arasında alıcı bulabiliyorlar.

Ailedeki tüm fertler üzerine düşen görevin farkında. Erkek, kadın, çocuk farketmeksizin hayvancılık yahut bitkisel üretim faaliyetinin içerisinde kendisine yer bulmuş hayatından memnun.

Babasının işinde çalışıyormuş gibi değil kendi işinde çalışıyormuş gibi davranıyorlar.

Türkiye’de araziler pirim yaptığında insanlar satıyor mütahitliğe ya da sanayiciliğe soyunuyorlar.
Diğer taraftan mütahitlik yaparak para kazanmış insanlar ise tarla satın alıp hayvancılık yapmak istiyorlar.

Böylelikle tecrübe, deneyim ve birikimler boşa gitmiş oluyor. Nesiller boyu devam ederek üstüne koymadan kaybolup gidiyor.

Türkiye’de kazandığı sektöre para yatıran insan sayısı çok az. Parayı kazanan soluğu başka bir sektörde alıyor. Neymiş efendim yumurtaların hepsini aynı sepete koymamak lazımmış.

Avrupa’da böyle bir şey yok tabii ki! Türk insanını bu şekilde yatırım yapmaya zorlayan sebepler de var birazda onlardan konuşmak lazım

Eğer süreklilik ve istikrar vadeden bir alanda olsaydınız başka bir sektöre kaymak ister miydiniz?

Yani şimdi çiftçiler, hayvancılar, bitkisel üretim yapanlar hayvansal üretim yapanlar çok para kazandıkları için ya da mutlu oldukları için ve çocuklarını devlet memuru olsunlar ya da canını kurtarsınlar diye şehre gönderiyorlar.

Neden sektörü sürekli el değiştiriyor bunu yakından takip etmek lazım incelemek lazım. Yatırımcı kendini güvende hissetmediği zaman başka alanlara kaymak ister.

İzlenimlerim devam edecek. Bu bölümde sizlere;

Tarımsal ve hayvansal üretim anlamında faaliyet gösteren kişilerin ailelerin asgari yaşam standardının korunması gerektiği aksi halde başka sektörlere kaymanın zorunlu olacağını anlatmaya çalıştım.

Avrupa’da bu denge korunmuş ki insanlar nesiller boyu aynı işi yaparak gelmişler ve sürekli tecrübelerinin üzerine yenisini koyarak ilerledikleri için hem hayvansal üretim anlamında hem genetik anlamında ileriye gitmişler.

Sonuç olarak; bizim yeni yatırımcıya ihtiyacımız yok. Teşvik, destek, hibe, yahut faizsiz kredi, yahut %30 %40 hibelerle hayvan dağıtmak, çiftlik kurdurmak ile sektörü bir yere götüremezsiniz.

Bir sektörde istikrar varsa yatırımcı kendiliğinden gelir. Asgari yaşam standartları korunmalı insanlar huzurlu ve mutlu olmalılar. Gelecek endişesi taşımadan çocuklarının da bu sektör içerisinde yer almasını canı gönülden istemeliler. Bunun için devlet ne gerekiyorsa onu yapmalı.

Dersine çalış yoksa ahırda inek bakarsın denilen çocuktan hayvancı olmaz.

Ya da dersine çalış git kurtul bizim gibi bok çekme denilen sektörden hayır gelmez.

Boşu boşuna devletin parasını çürütmeyin. Para dağıtarak bu işler yürümez İSTİKRAR LAZIM İSTİKRAR İSTİYORUZ.

Eşref ŞEKERLİ
Çiftçi-Hayvancı